Gündemden düşmeyen tek bir konu var .

Şiddet ….

Nereye yüzümüzü dönsek bir şiddet gösterisiyle karşılaşıyoruz…

Kamusal alanda şiddet uygulanması hiç de yeni bir uygulama değil aslında.

Hangi tür toplumda yaşadığına bakılmaksızın bireyin kamusal alandaki davranışlarının düzenlenmesi bir çok yöntemle gerçekleştirilegelmiştir.

Bugün yaşadığımız olayların geçmiş tecrübelerden ve öğretilerden bağımsız olduğunu düşünmek saflık olur ; bu bir anlamda çok daha farklı bir kültür düzeyinde olmayı çağrıştırmakla birlikte;kültür düzeyi yüksek olan topluluklar ve kurumlar için can sıkıcı bir paradoksu da beraberinde getirir.

Aralık ayının sonlarındayız.

İktidar ve muhalefet ve devletin saygın kurumları, vatandaşların yaşadığı ağır ekonomik krizi çözmek için bütün yıl ellerinden geleni yaptılar. Ama kriz çözülemedi .

Açılımlarla toplumun belirli tabuları yıkılmaya çalışıldı . Bu süreç devam ediyor.

Toplumun ağır ekonomik krizin altında ezildiği bir süreçte bazı çevreler , farklı bir gündemle kimsenin anlayamadığı ve gereksiz bir mücadelenin cereyan ettiği bir tabloyu ısrarla ıstıp ısıtıp medya marifetiyle topluma gösterme telaşındalar.

Oysa insanlık tarihi bu tür gerilimler ve tecrübelerle doludur.

Örneğin MÖ:525 yılları Ege ve Akdeniz Site Devletleri ‘nin demokrasi mücadelesi büyük açılımlar getirecek örneklerle doludur..(1)

Altın çağ bir anlamda gerek “elit demokrasis”i,gerekse de “halk demokrasisi” adına olduğu kadar; askeri cuntaların , şiddet ve güç gösterilerinin de yaşandığı ,kayıt altına alındığı uzun bir dönemdir.

Bu tecrübelerin ve kayıtların bir kısmı günümüze kadar gelmiş,tiyatrolarımızda da başarıyla oynanmıştır.

Tragedya yazarı Aiskhülos’un eserleri bu anlamda çok iyi bir örnek olarak elimizin altındadır. Meraklısı alır okur, Aiskhülos “Zincire Vurulmuş Premeteus ” adlı oyununda şiddet ve gücün hikmet (Akıl) olmadan hiç bir anlam ifade etmeyeceğini anlatır. (2)

Aiskhülos’un “Oresteia”,”Tebai”,”Danaos Kızları “adlı trilogyaları katlı anlamlar yüklüdür. Bu eserlerinde kaostan düzene oradan da bütüne gönderme yapan Aiskhülos,Prometeus Trigologyasında farklı bir kurgu ile karşımıza çıkar. “Prometheus -Lyomenos-Pürforos-Desmotes ” üçlemesi,Zeus ‘un ve diğer tanrıların insanlarla olan ilişkisinin belirli evrelerini göz önüne getirir. Birinci oyunda Zeus tarafından cezaya çarptırılan Prometheus,sakladığı sır sayesinde Zeus’un gazabından kurtulacak ve onu anlaşmaya zorlayacaktır.

Atina demokrasisi geleneğinin oluştuğu yıllarda MÖ:525 doğan Aiskhülos ünlü Perikles düşüncesini yani Atika demokrasi’sinin yozlaşmış hali olan “OKHLOKRASİ “ (Yığınların iktidarı,çoğunluğun azınlığa zulmettiği dönem ) tartışmalarının yoğun olarak gerçekleştiği dönemde bu tragedyaları kaleme aldığı unutulmamalıdır.Kurduğu alegoriler kamusal alanın kurumsallaşması nedenselliğine bağlanabilir.

Oyunun sonunda Zeus zincire vurulmuş Prometheus ‘a (3) Hermes’i göndererek,sırrı açıklamasını ister.Oyunun ana teması aslında Prometeus’un bildiği sır üzerine kuruludur.Bu sır dramatik yapının “antagonist taşıyıcısı” olarak eserin iskeletini oluşturur.

Nedir bu sır ? (4)

Mitosun yaratılış süreci ve aklın (Hikmet ) in şiddet ve güce olan üstünlüğünün formülü olarak belirginleşir.

Hikmet olmadan gücün hiç bir işe yaramadığının kanıtıdır bu .

Zeus tüm dünyanın hakimidir . Mutlak güç ondadır . Kratos ve Bia da onun yanındadır.

İktidar gücünün en önemli iki simgesi, Fiziksel güç ve şiddet Zeus ‘un elindedir.

Biçimlendirilmiş akıl yani hikmet olmadan gücün hiç bir anlamı yoktur.

Gizli olan şey ise iktidar için tehlike arz eder.

Oyunun sonunda Zeus çaresiz yine şiddete baş vurur.

Ama şiddetin fayda etmeyeceği ortada bir gerçek olarak durmaktadır.

Göklerin hakimi ulu Zeus ‘un zincire vurulmuş Prometeus ile uzlaşmaktan başka çaresi yoktur.

Güce ve şiddete tapanların kaçınılmaz kaderi , şiddet uyguladıkları insanlarla anlaşmak zorunda kalmalarıdır….

————————-

(1)Katımın geleneğinin Antik Yunan’ın kent devletlerine dayandığı bilinmektedir. Doğrudan demokrasi biçiminde gerçekleşen bu katılımlar, günümüzdeki anlamda katılmanın ilk örneklerini oluşturmaktadır. Atina’da gördüğümüz gelişmenin ilk adımı, kralların yerine, seçimleri her yıl yenilenen ve özellikle yargı gücünü elinde bulunduran “Arkhon”ların seçilmesi… İ.Ö. 7. yüzyılda bunların sayısı dokuza çıkmaktadır. İ.Ö. 594’te Arkhon seçilen Solon, Atina demokrasisinin temellerini atmıştır. Yeni düzenin en önemli iki kurumu, tüm yurttaşların katıldığı halk meclisi, Ekklesia, ve tüm yurttaşların ad çekmesine katıldıkları halk mahkemeleri, Heliaia’dır… Her Attika kabilesinin 100 üye verdiği Dörtyüzler Meclisi, Ekklesia’nın gündemini hazırlamaktadır. Daha sonra kabile örgütlenmesinden mahalle örgütlenmesine geçilince, her mahalleden 50 kişinin üye olduğu ve başkanının her gün değiştiği Beşyüzler Meclisi oluşturulmuştur. Bu meclis, tam demokratik bir meclistir… Arkhonlar bu meclisin önünde hesap vermektedirler… Alıntı : Referans ;Prof. Dr. Erol Köktürk

(2)Atina’da tragedya ve komedya’n böylesine olağanüstü bir hızla gelişmesinin bir başka nedeni de toplumsal yapının birbirinden farklı, hatta zaman zaman biribiri ile çelişen değer yargılarını da bünyesinde taşımakta olmasıdır. Tiyatro sanatına özgü olan ve karşıtların çatışmasından doğan bu akım, dönemin toplumsal çelişkilerinden hız almıştır. Butoplumsal çelişki, Yunan toplumunun büyük topraks ahiplerinin hegomanyasından kurtulup, demokrasinin egemen olduğu siyasal bir yapıya geçmesi ile açıklanabilir mi ?

(3)Prometeus cezaya hiç aldırmadı. Zeus’un kendisinden özür dilemesi için gönderdiği elçilere de yüz vermedi. Çünkü kendi gözyaşıyla çamurunu yoğurup elleriyle yarattığı ve ateşle tanıştırdığı insanların artık evrenle birlikte sürekli bir evrim sürecine girdiğini biliyordu! Gün gelip insanoğlu evrenin efendisi olacak ve tanrıların saltanatına son verecekti… Prometeus sağlam kabuklu şeytanağacından yaptığı bir değneğin içini oydu. Ve ateş tanrısı topal Hefaystos’un demirci atölyesine gitti. Oradan çaldığı kıvılcımı bu değneğin içine gizlice koyup insanlara ulaştırdı!.. Artık bu ateşle ısınıp aydınlanmaya başlayan insanoğulları da, yeryüzünü insan gözleriyle görmeye ve insanca düşünmeye başladılar… Alıntı : Yaşar Atan –

(4) Prometeus un sakladığı ve yalnızca kendisinin bildiği sır aslında bir efsanedir.Altın çağda mutlaka saklanan bir sır vardır.Bu sırra vakıf olan bilgeler kadim uygarlıkların gizli bilgilerini saklarlar.Ezoterik sistemlerle bu sır nesilden nesile aktarılarak saklanır.Sırra kimin vakıf olacağına sırrı taşıyan karar verir.

Prometheus, Attika ve Şiddet ….

Post navigation