Yazımızın başlığı İngiliz Sir Thomas More ‘un ünlü kitabı “Ütopya ” ya gönderme yapıyor.

“De Optimo Reipublicae Statu deque Nova Insula Utopia” adlı kitap , 1516 yılında Yavuz Sultan Selim Safavi Ordularının komutanı Şah İsmail ‘i (Türkler Türklere karşı yapılan bir diğer savaş olarak tarihe geçmiştir.
Bu savaşın aslında Sünni Şia savaşı olduğunu ileri süren tarihçiler de vardır ) yendikten sonra Mısır ‘a ,doğuya doğru kendisinden önceki büyük generallerin yaptığı gibi savaş hazılıkları yaparken yayınlanıyor.

Sultan Selim, Trabzon Valisi olarak görev yaparken Babası 2. Bayezid ‘a Dulkadiroğulları desteğiyle (Annesi Dulkadiroğlu Gülbahar Hatun’dur ) bir saray darbesi vurarak “Ya devlet başa ya kuzgun leşe ” diyerek 9. padişah olarak tahta oturur. 2 Bayezid dönemi Anadolu ‘da Şehzadeler mücadelesi olarak damgasını vuracaktır.

Şehzade Ahmed,Şehzade Korkud ve Şehzade Selim tarafından kurgulanan ayak oyunlarının ve devlette dönen entrikaların ayyuka çıktığı dönemdir.Tam tabiriyle her karış Anadolu toprağı fıkır fıkır kaynamaktadır.Devlet zayıflamıştır .Şehzadeler mücadelesi beyliklerde saraya ve devlete isyan hareketlerini tetiklemiştir. “Ayaklar baş olmuştur”.

Başını kaldıran kaldırana …

Yavuz Selim Memlukların üzerine yürürken Osmanlı Devleti’nin artık emperyal devlet politikası da şekillenmektedir.

Sir Thomas More kitabında Atlantik Okyanusu ‘ndaki bir adadan söz eder.Aslında Yunanca’dan türettiği ad “Varolmayan Yer ” anlamına gelmektedir.
Adanın sosyo politik idaresi o kadar mükemmeldir ki ,bir çok kimseye ” Yok canım,daha neler ; olur mu öyle şey ?” dedirtmiştir.

İngiliz siyaset tarihi ve siyaset felsefesi “Sparta” ve “Atina” tarzı arasında gidip gelmelerle doludur.

Magna Carta ile başlayan demokratikleşme serüveni asillerin kralın yetkilerinin kısıtlanmasına ilişkin talepleri şahinler tarafından sürekli engellenmeye çalışılmıştır.

Yavuz Sultan Selim ‘in Safavi ve Memlûk seferine çıktığı sıralarda İngiltere’de de 8.Henry iktidardaydı. Henry ‘nin sarayında özellikle kralın keyfi uygulamalarının ve evlilik ve evlilik dışı ilişkilerinin oluşturduğu karmaşa ve dönen dolapların çok farklı olduğunu söylemek de mümkün değildir.

8. Henry Anglikan kilisesinin kurulmasına yol açan dini açılımla da bir devrim yaratmıştır. Sir Thomas More bu kitabı o dönemde kaleme almıştır. Sir Thomas More kitabında M.Ö. 400 yıllarında Plato ‘nun yazdığı Republica ‘yı mercek altına alır .

Sir More ‘un Yunanca okuduğunu ve tüm Yunan siyasi tarihini bildiğini de da varsaymamız gerekir. 8.Henry’nin Sparta yönetiminin eleştirisi ve Vatikan ‘a karşı çıkan bir kralın hikayesi siyasi derslerle doludur.

O yıllarda Osmanlı bürokrasisinden birinin bu kitabı okuduğuna dair bir belge yoktur. Yavuz Sultan Selim ‘in “Sparta” ya da “Atina” tarzını benimsemesini gerektirecek bir durum da söz konusu değildir. Böyle olmasını gerektirecek asiller sınıfı zaten Osmanlı’da yoktur.
Var edilmemiştir.

Beylikler ise hiç bir zaman asiller gibi bazı imtiyazlara erişememişler , tımar sahibi olarak “Kiracı ” statüsünde olmuşlardır.

Korku imparatorluğunu ele geçiren Sultan Selim mutlak gücü de elinde tutmaktadır.Ölüm korkusuyla çalışan zavallı bürokratların korkusu şımartılan yeniçerilerdir. Padişahın hassa alayı olarak da görev yapan bu azınlık, Sultan ‘ın demir yumruğudur .Boynu vurulan vezirlerin ve yüksek dereceli bürokratların sayısını bilen yoktur.Sultan Selim ‘in neden Anadolu ‘da bir katliam yaptığı,hangi güçlerin etkisiyle hareket ettiği de henüz ortaya çıkarılmayı bekleyen muammalardan biridir.Gerçek Anadolu tarihi henüz yazılmamıştır.

Bugün aradan geçen bu kadar zaman sonra Gregorian takvime göre ikinci milenyumun birinci onluğuna girerken Türkiyedeki kaynama ve hesaplaşma tüm hızıyla sürüyor.Korku imparatorluğunun mirası hala ortadan yok olmamıştır.Tüm kanun ve düzenlemelere rağmen mentalite ve “Kul Mantığı ” değişmemiştir.

Yıllardır her iktidar ve iktidara karşı olan güçler “power ” yani güç mücadelesini kendi bildiğince yapıyor. Demokrasi ve insan hakları konusunda ciddi mesafeler alınması gerekirken tam tersi gerçekleşiyor.

Atının üzerinde elinde tabancayla meclisi basan zihniyetle yıllardır mücadele verenlerin eğer bu tez doğruysa (Genel Kurmay Başakanlığı kesinlikle yalanlıyor ) iki istihbarat subayının tüyler ürperten haberini medyada izlerken, devletle onu vekaletle oraya getiren halk arasında “Çevirmen ” rolünü oynamaya çalışan medyayı bütün çıplaklığıyla bir kez daha gördüm .

Neden böyle iğneyle kuyu kazmak durumunda Türk halkı ?

çaresiz…. Bilgi yok …. Yorumcu çok…

Devletin birbirine bağlı kurumları medya aracılığıyla iletişim kurmayı tercih ediyor. Seçmen ve vergi ödeyen halk kendisini temsil etmesi gereken devlet memurlarını kimin ve nasıl kontrol ettiğini öğrenemiyor, olup bitenleri anlayamıyor.

Asker bir yanda,bürokratlar öbür yanda ,sermaye öbür yanda seçmen bu yanda ve medya tam merkezde duruyor.

Mahkemeler ve kanun bu denklemi çözmekten aciz …Savcılar sorgulamaktan bitap düşmüş durumda. Her geçen gün göz altına alınanların sayısı artıyor.Kanun adamları görevlerini her koşul altında gerçekleştirmeye çalışıyorlar ama , netice yok …

Artık seksensekizinci yılındaki Vekalet (vesayet ) demokrasisi aslında hiç kimsenin tam olarak kavrayamadığı bir şekle bürünmüş durumda…

Kimin neyi nasıl yaptığı belli değil …

Herkez şaşkın … 2010 yılına böyle giriyoruz işte Sir Thomas More ‘un kitabını düşünerek…

“De Optimo Reipublicae Statu deque Nova Insula Utopia

Ütopya

Post navigation