Washington Post başyazarlarından David Ignatius (1) Kabil ‘de konuşlanan ABD kuvvetleri komutanı General Stanley McChrystal ’in Obama Yönetimi ‘ne sunduğu bir rapordan söz ediyor.

Raporun tüm içeriği halen basına açıklanmış değil. Ama raporun bazı satırbaşları nasılsa basına sızmış. Ignatius Afganistan ‘da bulunan Amerikan askerlerine dağıtılan el kitabından bazı alıntılar yaparak yorumluyor.

“ Buradaki stratejimiz , Afgan halkını korumaktır. Buradaki sorun düşmanı yok ederek değil , halkı ikna ederek kazanılabilir.”

Irak ‘da uygulanan stratejilerin ötesinde farklı bir tonda söylenen ve halkı Taliban ‘dan korumaya yönelik,istihbarat ve halkla ilişkiler ağırlıklı yepyeni bir askeri taktik olarak duyuruluyor.

Eğer bu stratejiyi “Kürt Açılımı” diye adlandırılan hükümet kampanyası paralelinde düşünürsek şöyle bir sonuç çıkabilir.

TSK ‘inin kaynaklarını PKK ‘yı yok etmeye yönelik değil de ; Doğu ve Güney Doğu “da yaşayan Kürt kökenli T.C. vatandaşlarımızı yani yöre halkını PKK ‘dan “koruma”ya ve “ikna etme’ye yönlendirme stratejisi ortaya çıkacaktır.

Bu analojik yaklaşımın Türkiye ve TSK için geçerliliği tartışmalıdır.
David Ignatius ‘ a göre Afganistan sorunu giderek ağırlaşıyor ve Obama yönetimini içinden çıkılması zor bir bataklığa doğru çekiyor.

İngilizleri,Rusları çektiği gibi. Obama’nın “Good war” olarak (Afganistan için İyi savaş, Irak için kötü savaş terimlerini kullanıyor ) nitelendirdiği Afganistan kampanyasının siyaseten içinden çıkılması çok zor bir dönemece geldiği vurgulanıyor.

Türkiye’deki “Kürt Açılımı” kampanyasını bütün bu dengelerden ayrı düşünmek çok güç.
Irak ‘dan çekilmeye kararlı bir ABD arkasında parçalanmış ve iç savaşa hazır bir bölge bırakıyor.
Arap ve Kürt çatışması kaçınılmaz görünüyor.

ABD ‘nin Irak ‘ı istikrara kavuşturma ve bölgeye demokrasi getirme stratejisinin başarı şansının çok fazla olmadığını düşünenler çoğunlukta.

Zaten yıllardır bu bölgede var olan Arap-Kürt çatışmaları Irak,Suriye gibi nufusu her iki etnik grubun da belirli bir dengede olduğu ülkelerin istikrarını tehdit eder görünümdedir.

PKK stratejistlerinin işte bu noktada İran ‘da PJAK, Irak da TAK ve Suriye ve Lübnan ‘da bulunan diğer Kürt gruplarıyla görüşmeler içerisinde olduğu söylenmektedir.(2)

Nitekim Diyarbakır’da düzenlenen DTP mitinginden izlenimlerini aktaran deneyimli gazeteci Ruşen Çakır ilginç gözlemlerde bulunuyor.

“DTP’nin, ona oy veren kesimlerin ve DTP-PKK içiçeliğinin dün alabildiğine aşikâr bir şekilde gösterildiği göz önüne alınırsa, yasadışı örgütün bu sürecin dışında kalmak istemediği, ama canıgönülden içinde olmayı da tam olarak içine sindiremediği, bütün bunlardan hareketle, ayaklarının geri geri gittiği sonucuna vardım(…) Diyarbakır mitingi, PKK ve Öcalan’a en aleni bir şekilde sahip çıkılan faaliyet olarak kayıtlara geçti.” Vatan 1 Eylül 2009

Bu belki de ortaya çıkması uzun süredir istenen bir realite olarak karşımızda durmaktadır.
DTP ve PKK ilişkisinin niteliği konusunda kafalarda bulunan tereddütlerin artık ortadan kalktığını söylemek mümkündür.

Biz şimdi yeniden McChrystal Stratejisine dönelim.

ABD ‘nin bölgede tam olarak uygulamaya çalıştığı stratejinin PKK ile ne gibi bir bağlantısı olabileceğini tahmin edebiliriz.

Bölgede istikrar arayan ABD bunu askeri olarak değil de siyasi olarak sağlayabileceğini görmüştür.Kendisinden önce kaynaklarını askeri operasyonlarla tüketen İngiltere ve Rusya ‘dan sonra çözümün ancak siyasi olabileceği düşüncesine varılmıştır.

Bunu sağlamanın yolu da siyasi dengeleri ve ayarlarını ona göre yapmaktan geçmektedir.
ABD Afganistan ‘da halkın Taliban ‘a destek vermemesi için gereken tüm siyasi tavizleri vermeye razıdır.
Ignatius Obama ‘nın Afganistan ‘da şansını zorladığını düşünüyor. McChrystal’in stratejisinin özel olarak yetiştirilmiş diplomat subaylar tarafından uygulanacağının altını çiziyor.
Aşiret liderlerine verilen rüşvetler,kontra gerilla eylemleri,suikastler ve keskin nişancıların ortada kanaştığı bir ortam.
Bu strateji bize yabancı değil ; zaten 1990 yılından bu yana PKK ‘ya karşı uygulanan her türlü “kontr-gerilla” taktiğinin denendiği ve buna rağmen PKK ‘nın halkla olan ilişkisi konusunun çözümlenemediği de ayrı bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır.
Yıllardır üniter yapı içerisinde bir türlü”asimile” edilemeyen Sünni Kürt aşiretlerinin oluşturduğu çoğunluk belirleyici olmaktadır.

DTP ‘nin Diyarbakır mitingi bir anlamda “Botan” (3) aşiret ruhunun yeniden canlandırıldığını da göstermektedir.

Asimile olmayı reddeden Sünni Kürtlerin temsilcisi olarak hükümetle pazarlık masasına oturmaya hazırlanan DTP ise PKK ile ortaklaşa belirledikleri gündem konusunda ipuçları vermişlerdir.
”Ulus devlet”, “Üniter devlet “ (4) kavramlarının kim ne derse desin geçerli olmayacağı ,daha farklı bir siyasi yapının konuşulması gerektiği mesajı verilmiştir.
“Kürdistan Bölgesel Yönetimi ” (5) siyasi yapılanmasına benzer bir model üzerinde durulduğu da ayan beyan ortaya çıkmıştır.
İçişleri bakanı sayın Beşir Atalay ‘ın günlerdir gece gündüz üzerinde çalıştığı “Kürt açılımı “ projesinin bu safhada gelmiş olduğu nokta sanıyorum kendisini de şaşırtmıştır:
Önümüzdeki günlerde giderek AKP-CHP ve MHP-DTP arasında daha da sertleşecek bir üslubun hakim olacağı siyasi tartışmaların TBMM çatısı altında yapılmasının daha doğru olacağını söyleyen yorumcular, hükümetin bu günlerde yaptığı yoğun dış politika girişimlerinin de bu kampanyaya destek vermesini umut ettiklerini vurgulamaktadırlar.

Dördüncü Bölümün Sonu
Notlar :
(1) David Ignatius ,A Middle way of Afganistan ?:,2 Eylül 2009 ,Washington Post : Özel not: Davos’da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ‘ın Şimon Perez ile birlikte katıldıkları açık oturumu yöneten, yazdığı 8 casus -polisiye romanıyla edebiyat dünyasında önemli bir yer edinen Ignatius’un Ridley Scott tarafından sinemaya uyarlanan kitabı çok tartışılmıştır.
(2) PJAK : İran ‘da faaliyet gösteren silahlı Kürt Milliyetçi örgüt.Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (Kürtçe: Partiya Jiyana Azad a Kurdistanê kısaca PJAK.)
TAK: Suriye ‘de faaliyet gösteren silahlı Milliyetçi örgüt : Kürdistan Özgürlük Şahinleri (3) BOTAN : Merkezi Cizre olan Botan aşiretinin yaşadığı bölgelerdir.tarih boyunca devlet güçlerine isyan eden bir aşirettir. Diyarbakır ‘da Hakkari’de “baska rast” [sağ kanat] ve “baska çep” [sol kanat] olmak üzere iki kutuplu bir aşiret yapısı vardır.Aşiret düzeninde sağ ve sol kanatların sürekli mücadelesi görülmektedir.
(4) Üniter Devlet : Anayasamızın 3’üncü maddesine göre, “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür”. Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olması onun “üniter devlet ” olması demektir.
Ulus Devlet : Ulus devlet, meşruiyetini bir ulusun belli bir coğrafi sınır içindeki egemenliğinden alan devlet şeklidir. Devlet politik ve jeopolitik bir varlık, ulus ise kültürel ve/veya etnik bir varlıktır. Ulus devlet kavramı ise bu ikisinin belli bir coğrafyada örtüştürür, ve böylelikle kendisinden önce gelen devlet yapılarıyla büyük ölçüde farklılaşır. Tarihteki diğer devletlerden farklı olarak, ulus devlet modelinde devleti oluşturan tüm vatandaşların ortak bir dil, ortak bir kültür ve ortak değerleri paylaşması esastır.
(5) Kürdistan Bölgesel Yönetimi, Irak’ın kuzeyindeki bölgeleri kapsar ve Bağdat´a bağlı olan özerk bir siyasi yapıya sahiptir. Kendi parlementosu,başbakanı , askeri ve sivil güvenlik güçleriyle merkezi hükümetten farklı bir siyasi yapılanmaya sahiptir.Osmanlı İmparatorluğu sırasındaki Vilayet ya da eyalet yapılanması benzeri bir yapılanmadır.
Kürt Açılımı (4)

Post navigation