Arjantinli yazar Jorge Luis Borges bir öyküsünde İrlandalı bir kralla bir saray şairinin ilişkisini anlatır. Kral kazandığı savaşlardan ve fetihlerinden sonra nesiller boyu sürecek,dillerden düşmeyecek bir methiye ister.
Saray şairi de üzerinde bir yıl çalışarak bu methiyeyi yazar. Krala okur .Kral ve etrafındakiler hiç ses çıkarmadan dinlerler.Kralın pek beğenmediğini anlarız bu methiyeyi . Şairi gümüş bir ayna ile ödüllendirir. Şair işte bu gümüş aynaya bakarak krala methiye yazmayı sürdürür.Öykünün sonunda kralın verdiği hançerle kendini öldüren şair ve bir fildişi kutuda saklanan ve hiç okunmayan bir beyit kalır geriye.
Borges ‘in bir kitap kurdu olduğunu biliyoruz. Bu öyküyü hangi alegoriye göre seçtiğini biraz araştırmak gerekli.
İrlandalı Kıral kimdir ?
Saray şairi kimdir ?
Neden böylesine bir ilişki kurulmuştur ?
Bunlara teker teker bakalım :
Öncelikle İrlandalı Kıral konusuna eğilelim: Tarihi açıdan bakıldığında İrlanda hiç bir vakit İngiltere’nin etkisinden kurtulamamıştır.Bağımsız bir kırallık asla olamamıştır.Dublin ‘de bir süre yaşayan biri olarak şunu söyleyebilirim.İrlanda’nın bir tek kıralı vardır. O da James Joyce ‘dır.Onun kırallığı belirgin bir şekilde kentin üstüne sinmiştir.
James Joyce neyi anlatmak istemiştir ? Katılmasam da “zalim” bir alıntı yapalım :
“Taşralılık, dünya ufkunu görememe, dar görüşlülük, ufuksuzluk Dublin’in ve Dublinlilerin ortak paydalarıdır. Sokakları, barları, limanları, istasyonları bu suça ortak eder. Kilise kıskacı, fanatik milliyetçilik, dar görüşlü aileler, yaşanan olumsuzlukların en büyük sorumlularıdır.
Dublin, öykülerde kötülük saçan bir organizma olarak çizilir. Baskıcı, otoriter çevresel/toplumsal yapı, yeniliğe kapalı papaz hakimiyeti, katı İrlanda milliyetçiliği, anlayışsız ebeveynler/aile, hayatı yaşanılmaz hâle getirmektedir. Joyce bir anlamda çizdiği bu Dublin portresiyle, İrlanda’yı terk edişinin, sürgünlüğünün de gerekçelerini ortaya koymuş olur.” Nazmiye Denizer
Bu açıklamalar aslında çok sert .Böylesine nefretle kaleme alınan bir kenti idare eden İrlanda kıralı ve şair bir yerde aynı kişidir yani James Joyce ‘un kitapların sayfalarına yansıyan hayaletidir.
“Borges, tarihsel olayları, söylenceleri yeniden yorumlar. Gözü hep geçmiştedir. Çünkü ona göre insanlığın bütün bir kaderi aynıdır. Aslında insanlar hep aynı öyküyü anlatırlar ama değiştirerek. Hep aynı acılar yaşanır, aynı trajediler. Sahneler bile aynıdır. Sadece yenilenirler. Hangi yüzyılda yaşarsa yaşasın insan aynı insandır. Buenos Aires’in gecekondu mahallelerindeki insanlık hâllerini, büyük insanlık meseleleriyle, trajedileriyle örtüştürür. “Örü” metninde bunu şöyle anlatır: Sezar nasıl kendini öldürenler arasında Brutus’ü görünce “sen de mi Brutus!” derse, on dokuz yüzyıl sonra, Buenos Aires gecekondusunda saldırıya uğrayan goşo yere düşerken, vaftiz evlatlarından birini görür ve şaşkınlıkla ‘aşk olsun!’ der. Onu öldürenler bir sahne yenilensin diye rollerini gerçekleştirdiklerini bilmezler. Yani tarihsel süreçte değişen bir şey yoktur. Her şey yaşanmıştır, şimdi sadece yinelenmektedir.”
Borges yinelenen bir ilişki görmüştür.Kıral yani güç ve şair yani sanat Bir yazarın gümüş aynaya bakarak çıkardığı kendi suretidir anlatılan.
Borges ‘in İrlanda’yı üç kez ziyaret ettiği bilinmektedir.1920-1963 ve 1971 yıllarında.Eserlerinde de İrlanda sık sık bir platform gibi kullanılmaktadır.Bir mitolojik mekan gibi soyutlanarak ve sembolleştirilerek önümüze öyküler çıkarılır.Dublin , o eski Viking liman kenti açlığın ve haksızlıkların kol gezdiği bir dünyayı gözlerimizin önüne getirir.İrlanda Borges’in gizli hayal kentidir.
Yirmibir yaşındaki Borges ‘in İrlanda’daki ayaklanmalar sırasında İrlanda’ya geldiği ve üç ay kadar kaldığı ve ölümlere şahit olduğu bilinmektedir.Orada yaşadıkları sonra şu satırlara dökülür:
“Of the poet, we know that he killed himself when he left the palace; of the king, that he is a beggar who wanders the roads of Ireland, which once was his kingdom, and that he has never spoken the poem again.”
Borges’in Erguvani Bakışı

Post navigation