“Apologia” ya da daha doğrusu “Apologetics”. ilginç bir kavram.Bir konuşmacının kendi tezini ya da görüşlerini savunması anlamında kullanılıyor .
İngilizcede buna yakın olarak “disambiguation ” kavramıyla karşılaşıyoruz. Tükçede “anlam ayrım” gibi bana kalırsa biraz zorlama bir açıklama yapılıyor.
Oysa Plato ‘nun ünlü eseri “Apology of Socrates” , Türkçe de “Sokrat ‘ın savunması” olarak bilinir.
Son zamanlarda gazetelerde ve bazı TV programlarında sık sık gördüğüm bir “polemik” türü giderek bir dönüşüme uğruyor.Bazı köşe yazarları “Osmanlıca” yı ve “Osmanlı tarihi” ni paylaşamıyor.
” Ben bilirim sen bilmezsin ..” polemikleriyle başlayıp örnekler vererek belden aşağıya serbest atışa geçen ve bunu yaparken de “pejoratif ” bir tarz seçen yazar,çizer,programcı her telden çalan,o pozisyonlara nasıl ve hangi özellikleriyle geldikleri anlaşılmayan kişiler yeni bir tarz oluşturuyor.Tarz aslında yeni değil .Binlerce yıldır varolan bir gelenek. Apologist geleneği.
Tarih boyunca “ortodoksi ,heterodoksi “ikilemi dinamizminin yarattığı bir akım da denebilir.
Dini olduğu kadar bilim ve sanat konularında da apologistlerin varlığı biliniyor.
Hıristiyanlığın yayıldığı ve pagan ve Yahudi düşünceleri tarafından çok güçlü bir direnişle karşılaştığı yıllarda Hıristiyan apologistlerinden söz ediliyor.
Bunlardan ilki bir kilise rahibi olan Tertullian.
Latin Kilisesi’nin kurucusu olarak kabul edilen bu din adamının “Trinity ” yani “üçleme” kavramının da kurucusu olduğu biliniyor.Tertullian ‘ın Latin Kilisesi ‘nin Hıristiyan Teolojisinin temel kavramlarını 150 yıllarında bir çok yerde savunduğu ve yerleştirdiği bilinmektedir.
Apologia günlük lisanda artık eski anlamında kullanılmıyor.Bir savı güçlendirmek ,bir bilginin ya da tezin çürütülmesi ya da bir düşünürün kendi görüşlerine tutamak elde etmek için gerekli kanıtları pejoratif (Aşağılayıcı bir biçimde ) ortaya koyması anlamında da kullanılıyor.
Teknik olarak “Apologia ” terimi eski Yunancada hukuki bir kavram olarak kullanılıyor;Savcının iddaanamesine “kategoria” ,sanığın savunmasına da ” apologia” adı veriliyordu.
Zaman içerisinde tüm ilkçağ sonu ve ortaçağ boyunca hukuki olmaktan çok dini bir kavram haline dönüştü.
Yahudi ,Hıristiyan ve İslam apologistleri dini argümanlarını her platformda savunma yoluna başvurdular.
Hıristiyan apologistleri arasında en ünlüleri : Tarsus ‘lu Paul,Thomas Aquinas ,G.S. Lewis,Dr.Frank Turek olarak bilinmektedir .
İslam açısından en kayda değer apologist Şeyh Ahmet Deedat olarak bilinmektedir. İncil konusunda ortaya attığı savlarla tüm Hıristiyan dünyasında kısa sürede tamnınan Şeyh özellikle Royal Albert Hall ‘da yaptığı Hıristiyanlık eleştirileriyle tanındı.
Bu bağlamda son günlerde bazı yazarların Osmanlı apologistliğine soyunduklarını görüyoruz. Bunun geç kalmış olsa da yine de belirli bir faydası olacağı düşünülmelidir.
Çok az kişi tarafından okunup yazılabilen Osmanlıca’nın engin bir bilgi hazinesi olduğu tartışılmaz.
Öte yandan bu bilgi hazinesinin anahtarı olan Osmanlıca bilgisinin bir statü sembolü gibi gösterilerek genç kuşakların özendirilmesi de zaman içinde okullarda Osmanlıca öğretilmesine vesile olabilir .
Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim bakanlığı 1928 yılında harf devrimiyle terk ettiği yazıyı yardımcı ders olarak okutabilir mi okutamaz mı ?
Bunu söylemek çok zor .
Osmanlı apolojistlerinin ana amacının bu olduğu kuşku götürür; nihayetinde bilgi kaynağını paylaşmak apologistlerin elini zayıflatıp onları sıradan yazarlar haline getireceği için ana amacın “retorik” paydalı olduğunu düşünebiliriz.
Sonuç olarak estirilen fırtınaların ardından tartışmanın ana konusunun ne olduğunu anlamakta zorlanıyoruz ..

Osmanlıca’nın dayanılmaz cazibesi ..

Post navigation