Mardin ‘de aralarında çocuk ve hamile kadınların da bulunduğu 44 kişinin ağır silahlarla hunharca öldürülmesi ülkeyi ve adaylığımızı destekleyen bazı AB ülkelerini şok etti.

TV dizilerinde sık sık romantik bir biçimde işlenen ve neredeyse imrendirilen “aşiret” sistemi birden bire gerçek yüzünü göstererek tüm dizi film izleyicilerini şok etti .

Bu hunhar cinayet, daha doğrusu “katliam” tüm kentlerde yaşayanları ve devleti yönetenleri şok ederken; bir kez daha ne kadar istemesek de ülkenin doğu ve güneydoğusunu kaplayan yoğun ve amansız cehaletin kara yüzünü bir kez daha gördük.

Ortadoğu ve Afrika ülkelerinde işlenen kabile cinayetlerini anlayabilmek ve bu cinayetlerin etrafında olup biteni bir kentlinin anlayabilmesi için öncelikle” Kabile kültürü”nü ve bu kültürün ana bileşeni olan “kabile” ya da “aşiret ” aidiyeti anlamını kavraması ve tanıması gerektiğini söylüyor Prof . Philip Carl Salzman.

Salzman ‘ın önümüzdeki günlerde yayınlanması beklenen kitabı “Culture and Conflict in the Middle East” Türk ,Arap ve Pers giderek “kabile “kültürü üzerine bazı gözlemlere yer veriyor.
Kitabında Suriye , Irak,Filistin ,İran ve doğu Anadolu bölgelerinde belirgin olan “Kabile şerefi”,”kendini feda etmek”,”cihad” ,”şehadet”,”töre cinayetleri “ gibi bu kabilelere ait insanlar için son derece önemli sosyal değer yargılarına da yer veren Salzman ,Kanada , Montreal McGill Universitesi ‘nde antropoloji dersleri veriyor.

Salzman ‘ın yapmış olduğu gözlemlere göre kabile kültürünün hakim olduğu bölgelerde yaşayan insanlar için akrabalık,kabile,aşiret aidiyeti yaptırımları “devlet otoritesi”ninden daha güçlü.
Mardin katliamı ve bölgedeki diğer katliamlar aslında devlet otorisenin değil de daha farklı bir otoritenin bu insanları ve bölgeyi yönettiğini gösteriyor. Nitekim binlerce yıldır bu topraklarda hakim olan bu biat kültürünün yarattığı otorite, demokatik hukuk devleti olma yolundaki ülkenin bireylerinin ana çelişkisi olarak sürekli karşımıza çıkmaktadır.

Feodal yapının hakim olduğu toplumlarda ekonomik olarak bağlı bulunulan birim , aile kabile ya da aşiret olmak durumundadır. Birey olmak ,bireysel haklarını istemek bu tür topluluklarda anlaşılır bir değer yargısı değildir. Sosyal birim eğer aile ise aile reisi, aşiret ise aşiret reisi son sözü söylemektedir. Tek kutuplu bu ilişkiler yumağı bireyi değil topluluğun ( Kabile ya da aşiretin ) belirlediği menfaatleri dikkate almaktadır.

Eğer aşiretin menfaatleri çatışmayı gerektiriyorsa , çatışma kaçınılmaz olmaktadır.Bu anlamda Mardin ‘de kabilenin iki ailesi arasında çıkan husumetin nasıl sonuçlandığını görmekteyiz. Burada söz konusu olan büyük bir olasılıkla kabile liderliği mücadelesidir. Kurbanlar zaten kendilerini feda etmeye hazırlar. Yıllar boyunca bir kul olarak biat edenler için değişen bir şey yoktur.

Ne din ne de devlet bu karmaşık ilişkiler yumağına çağdaşlık getirme gücüne sahip değildir .
Hukuki açıdan devlet, belirli bir toprak üzerinde yaşayan insan topluluklarının bir egemenlik anlayışı ve hukuku içinde bir otorite altında örgütlenmesidir. ” Siyasal iktidar” olarak da adlandırılan otorite , topluluğun alelade bir kalabalık olmadığının, her şeyden önce kendisini yönetme kabiliyetini haiz, siyasal toplum olduğunun göstergesidir.

AŞİRET NEDİR ?

Yapılan antropolojik araştırmalara göre kabile sisteminin de bir yapısı vardır. Bir aşiretin oluşabilmesi için en az iki Kabile‘nin bir araya gelmesi gerekmektedir.Bir Kabile 2 Bav‘dan, bir Bav 2 Malbat‘dan, bir Malbat ise 2 Mal‘dan oluşmaktadır.

Mal ise, temel olarak bir aile demek oluyor. Bu aile bir baba, oğul , torun , torunoğlu , torunun torunu ile bütün bunların çocuklarından (ortalama 300-600 kişi arası) oluşmaktadır. Eğer bu 5 kuşaktan daha büyük bir aile birliği varsa bunlara Ate, eğer geçmişte akraba olan iki Ate, bir birlik kurmuşlarsa buna da Taxim denilmektedir.

Aşiretler bu tip yapıların bir araya gelmesiyle oluşmaktadır.
En az iki aşiret de bir araya gelerek Mîr’likten daha küçük ve bir tür konfederasyon olan Ebr‘i meydana getirmektedir.

1- Aşirette “aristokrat” bir ailenin ve reisin bulunması,

2- “Abitler” adı verilen hizmetli sınıfın ve ailelerinin bulunması,

3- Aşiret bireylerine ya da aşiretin üst sınıfına ait toprakların bulunması,

4- Molla ve şeyh ailelerinin mevcudiyetinden oluşan bir “ruhban” sınıfının bulunması.

Görüldüğü gibi yüzlerce belki de binlerce yılın izlerini taşıyan bu sosyal ve siyasi yapı ,toprağa dayalı “feodal ” birimler oluşturmaktadır .

Ortadoğuda devlet kavramı yeterince anlaşılır bir kavram olmanın ötesinde anlaşılmak ve sözünü dinletmek için “totaliter ” dönüşümleri de kendi bünyesinde yapmak zorunda kalmaktadır.

Günümüzde bazı cumhuriyet rejimleri siyasi liderleri sözlerini ancak “aracılar ” yardımıyla dinletebildikleri bir tuhaflıklar bileşkesine dönüşmüştür. Nitekim 84 yıllık cumhuriyet tarihimizde siyasi partilerin oluşumu ve oy potansiyeli içerisindeki kabile nosyonu yeterince irdelenmiş değildir.Doğuda büyük oy patlaması yapan etnik oylar bir anlamda “kabile oyları” olarak karşımıza çıkmaktadır.

Endüstri toplumunun bireyi , feodal yapının kaderci kabile üyesini anlamakta ne kadar zorlanıyorsa ,bir cemaat kulu da özgür düşünceyi ,birey olabilmeyi anlamakta o kadar zorlanmaktadır..

Çağdaş Türkiye cumhuriyetinin en büyük paradoksu işte burada, tam gözlerimizin önünde durmaktadır.

Mardin

Post navigation